ŞİDDET OKULDA DEĞİL, EVDE BİLENİR
Akıl ve bilim üretmesi gereken okullarımızda; akran zorbalığı, fiziki şiddet ve hatta okula silah ya da bıçak getirme gibi korkunç vakalar konuşuluyor.
Bu acı tablo karşısında ilk akla gelen tepki ise genellikle fiziki önlemler oluyor: “Okul girişlerine X-ray cihazları koyalım, turnikeler kuralım, güvenlik sayısını artıralım…”
Oysa gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçek var: Okullar cezaevi, öğrenciler de potansiyel suçlu değildir.
Çelik kapılar, detektörler veya X-ray cihazları şiddeti engellemez; sadece şeklini ya da yerini değiştirir.
Çocuğun çantasına koyduğu kesici aleti X-ray cihazıyla tespit edip elinden alabilirsiniz; peki ya zihnine, kalbine, büyüttüğü öfkeye ne yapacaksınız?
Çocuğun içindeki o şiddet dürtüsünü ve öfkeyi eğitmedikçe, koridorları teknolojik güvenlik ağlarıyla donatmak batan bir geminin suyunu kovayla tahliye etmeye benzer.
Anaokulunda çocuk küfür ediyor. Öğretmen öğrencisiyle konuşup doğruyu anlatıyor fakat davranış düzelmiyor. Veli okula davet ediliyor. Veli görüşme esnasında sert bir şekilde bir daha beni bunun için rahatsız edip aramayın. Tabi ki küfür edecek ne var bunda? Diyorsa Okul ve öğretmen ne yapabilir?
Bugün asıl muhtaç olduğumuz şey, teknolojik güvenlik önlemleri değil; kökleri ailede başlayan, okulda pekişen ve toplumda karşılık bulan köklü bir terbiye ve ahlak anlayışıdır.
Hiçbir çocuk elinde kesici bir aletle doğmaz. Çocuğun öfkesini konuşarak değil, şiddetle ifade etmeyi öğrenmesi bir günde gerçekleşmez.
Şiddet, evde izlenen televizyon dizilerinden, sosyal medyadaki kontrolsüz içeriklerden, aile içindeki saygısızlıktan ve en önemlisi “Benim oğlum/kızım yapmaz, kimseden altta kalmaz, hesabını sorar!” anlayışından beslenir.
Çocuğuna merhameti, empatiyi, başkasının hakkına saygı duymayı ve öfkesini kontrol etmeyi öğretmeyen bir ailenin; o çocuk okulda bir suça karıştığında okulu ya da öğretmenleri suçlamaya hakkı yoktur.
Ne Yapmalı?
Okullarımızı şiddet sarmalından kurtarmak, güvenli ve huzurlu bir eğitim yuvası haline getirmek istiyorsak önceliklerimizi doğru belirlemeliyiz:
Ahlak ve terbiye her şeyin önünde olmalıdır. Akademik başarı, sınav dereceleri veya yüksek notlar elbette önemlidir; ancak iyi bir insan, saygılı bir vatandaş yetiştiremedikten sonra fen bilgisi ya da matematik netlerinin hiçbir anlamı kalmaz. Müfredat kadar “karakter eğitimine” de odaklanmalıyız.
Aile, okul işbirliği şarttır. Okul, tek başına bir terbiye kurumu değildir. Ailede verilmeyen temel disiplin ve saygı, okulda tek başına inşa edilemez. Veli, öğretmenle rakip değil; çocuğun üstün yararı için müttefik olmak zorundadır.
Sosyal medya ve dijital içerik denetimi mutlaka yapılmalıdır. Gençlerin şiddeti bir güç gösterisi veya havalı bir durum gibi görmesine neden olan dijital mecralar ve çeteleşmeyi özendiren yapımlar konusunda aileler uyanık olmalıdır.
Rehberlik ve erken müdahale için ölemler alınmalıdır. Uyum sorunu yaşayan, şiddet eğilimi gösteren veya akran zorbalığına maruz kalan öğrenciler henüz kriz yaşanmadan tespit edilmeli, psikolojik danışmanlık mekanizmaları etkin şekilde işletilmelidir.
Sonuç olarak; okullarımızın kapısına X-ray cihazı koymak belki geçici bir vicdan rahatlatması sağlar ama sorunu çözmez.
Güvenli bir geleceğin yolu, çocukların çantalarını aramaktan değil; onların kalplerine dokunmaktan, vicdanlarını uyandırmaktan ve onlara edebi, saygıyı ve sevgiyi aşılamaktan geçer.
Çünkü demir kapılar şiddeti durduramaz; şiddeti durduracak tek şey, doğru verilmiş bir terbiyedir.

YORUMLAR