Fındıkta Büyük Çelişki: İhracat Geliri Artarken Üretici Neden Kaybediyor?
Son dönemde açıklanan resmi veriler, tarım ekonomimizin en önemli ihraç kalemi olan fındıkta yaşanan yapısal bir sorunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Paylaşılan istatistiklere göre Türkiye, 1 Eylül 2025 ile 30 Haziran 2026 tarihleri arasında 169 bin 480 ton iç fındık ihraç ederek 2 milyar 219 milyon dolarlık bir döviz girdisi sağladı.
Bu rakamların ardındaki matematiksel gerçek, fındığın kilogram değerinin oldukça yüksek seviyelerde olduğunu gösteriyor. Ancak tarla başındaki gerçeklik, bu ihracat değerlerinin çok uzağında. Bugün piyasada konuşulan 160-170 TL bandındaki fiyatlar, ihraç edilen ürünün birim değeriyle kıyaslandığında üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını açıkça ispatlıyor.
Ekonomik Bir Bilmece: Değer Zincirinde Kırılma
Tarım ekonomisinde bir ürünün “katma değer” zinciri, tarladan sofraya kadar olan tüm aşamaları kapsar. İhraç edilen fındığın kilogram başına düşen değeri ile üreticinin cebine giren fiyat arasındaki bu devasa makas, fındık değer zincirinde ciddi bir kırılma olduğunu göstermektedir.
Bilimsel perspektiften bakıldığında, tarımsal bir üründe üretici fiyatı ile ihracat fiyatı arasındaki farkın bu denli açılması şu üç temel nedene bağlanabilir:
Aracı ve İşleme Payı: Fındığın iç fındık haline getirilmesi, seçilmesi, paketlenmesi ve markalaştırılması süreçleri maliyetli olsa da, mevcut ihracat rakamları, bu süreçlerin maliyetinin ötesinde bir “kâr transferi” yapıldığını düşündürmektedir.
Pazar Gücü Asimetrisi: Fındık piyasasında, ürünün tarladan çıkışında üreticinin pazarlık gücü zayıf iken, ihracat aşamasındaki büyük aktörlerin pazar belirleyiciliği çok yüksektir. Bu asimetri, üreticiyi fiyat alıcı konumuna mahkûm etmektedir.
Tarım Politikası ve Regülasyon Eksikliği: Üreticiyi koruyan kooperatifçilik modelinin zayıflaması ve piyasadaki düzenleyici mekanizmaların yetersizliği, oluşan katma değerin üreticiye yansımasını engellemektedir.
Çözüm İçin Ne Yapılmalı?
Fındık, Türkiye’nin dünya pazarında tekel gücüne sahip olduğu stratejik bir üründür. Ancak bu gücün, üreticinin refahına yansımadığı bir modelin sürdürülebilirliği yoktur.
Örgütlenme Şart: Üreticilerin, ürünlerini doğrudan katma değerli hale getirecek kooperatifler üzerinden piyasaya sürmesi, aracıların payını azaltacak en etkili yoldur.
Destekleme Modeli: Fiyat müdahaleleri yerine, üretim maliyetlerini düşürecek ve verimliliği artıracak uzun vadeli destek politikalarına odaklanılması gerekmektedir.
Şeffaf Veri Yönetimi: Üreticinin eline geçen fiyat ile ihracat birim fiyatı arasındaki farkın nedenleri, tarım ekonomistleri tarafından daha detaylı incelenmeli ve kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır.
Sonuç olarak; fındık sadece bir tarım ürünü değil, binlerce ailenin geçim kaynağı ve ülkemizin stratejik bir varlığıdır. İhracat rakamlarındaki bu başarıyı üreticinin emeğiyle taçlandırmak, ekonomik adalet ve tarımsal kalkınma için ertelenemez bir zorunluluktur. Üreticinin, bin bir emekle ürettiği fındığın dünya pazarındaki gerçek değerini alması, hem bahçelerimizin geleceği hem de ekonomimizin selameti için kaçınılmazdır.
Sonsöz: Emeğin Hakkı, Geleceğin Teminatıdır
Fındık, yalnızca toprağa düşen bir meyve değil; bölge ekonomisinin omurgası, binlerce ailenin alın teri ve Türkiye’nin dünya tarım piyasasındaki en güçlü imzasıdır. Ancak, ihraç edilen ürünün sağladığı döviz girdisi ile üreticinin eline geçen miktar arasındaki uçurum, sürdürülebilir bir tarım modelinin önündeki en büyük engeldir.
Gelinen noktada, rakamların dili nettir: Üreticinin bahçede verdiği mücadele, dünya pazarında yüksek bir karşılık bulurken, bu değerin adil bir şekilde dağılımı sağlanamadığı sürece üretim motivasyonu kırılmaya mahkûmdur. Tarımsal kalkınma, sadece ihracat rekorları kırmakla değil, o rekoru kıran üreticinin refahını koruyup yükseltmekle mümkündür.
Unutulmamalıdır ki; tarlasını terk eden bir üretici, gelecekteki tarımsal bağımsızlığımızdan da feragat etmemize neden olur. Fındık üreticisinin hakkını aramak, aslında toprağımıza, emeğimize ve ülkemizin gelecekteki ekonomik istiklaline sahip çıkmaktır. Bilimsel veriler ve ekonomik gerçekler ışığında, değer zincirindeki bu adaletsizliği gidermek, artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Toprak bereketini, üretici ise alın terinin karşılığını fazlasıyla hak ediyor.
Yazar: Tarık Arıcan
