Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
MURAT KOYUNCU
MURAT KOYUNCU

Sıralama Yarışından İşsizlik Sarmalına

SIRALAMA YARIŞINDAN İŞSİZLİK SARMALINA

​ Milyonlarca gencin ve bir o kadar ailenin gözü kulağı ÖSYM’den gelecek tek bir ekranda.

 Günlerce süren uykusuz geceler, deneme sınavları, stres savaşları geride kaldı; onca zaman,çocukluk,gençlik… Hepsi geride kaldı.

İşin birde hiç azımsanmayacak maddi boyutu var tabi ama geçti.

Şimdi sıra o soğuk rakamların hayat çizgilerini belirlemesinde.

Bu yıl heyecana, her geçen yıl biraz daha katmerlenen derin bir kaygı ve burukluk eşlik ediyor.

 Zira masadaki gerçekler, gençlerin hayallerinden çok daha sert.

​Bu sene en çok konuşulan konulardan biri kontenjanların düşürülmesi oldu. İlk bakışta “kaliteyi artırma” ya da “yığılmayı önleme” hamlesi gibi sunulan bu kararlar, ne yazık ki sistemin yapısal sorunlarını çözmekten uzak.

 Kontenjanlar düşüyor, barajlar esniyor, rekabet kızışıyor ama günün sonunda değişmeyen tek bir kural var:

Gençlerimiz kendi ilgi, kabiliyet ve yeteneklerine göre değil, puanlarının yettiği yere yerleşmek zorunda kalıyor.

​Resim çizmeyi, tasarım yapmayı hayal eden bir genci puanı tuttuğu için iktisat sıralarına oturtuyoruz. İnsan psikolojisini anlamaya hevesli bir değeri, sırf “açıkta kalmamak” adına hiç sevmediği bir mühendislik dalına ömrünü bağlıyoruz.

Kendi potansiyelini keşfedemeden, sistemin onu ittiği yere savrulan bu gençlerin daha yolun başında heyecanı sönüyor.

​Peki, bu savruluşun sonunda ulaştıkları liman neresi?

“Her ile bir üniversite” tabelası asmakla övündüğümüz, ancak içi boşaltılmış akademik kadrolardan, laboratuvarsız kampüslerden ve vizyonsuz eğitim anlayışlarından ibaret olan o “niteliksiz üniversiteler.”

Bugün Türkiye’de nicelik olarak devasa bir yükseköğretim ağı var ama nitelik bazında parmakla gösterilecek kurum sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

 Üniversiteyi sadece bir lise sonrası oyalama merkezi, işsizliği dört yıl erteleme aparatı olarak gören bu sistem, ne yazık ki çağın gereksinimlerine uygun, katma değer üreten bireyler yetiştiremiyor.

​Ve kaçınılmaz son… Dört ya da beş yıl boyunca büyük umutlarla, maddi ve manevi fedakarlıklarla dirsek çürütülen o sıralardan, nihayetinde ellerinde birer diploma ile mezun oluyorlar.

 Sonuç? Koca bir hiçlik, derin bir mutsuzluk ve ne yazık ki diplomalı işsizler ordusu.

​Bugün sokaklar, kafeler, kurye motorlarının arkası; mühendislik, öğretmenlik, sosyoloji mezunu mutsuz ve geleceksiz bırakılmış gençlerle dolu.

Kendi alanında iş bulamayan, bulsa da asgari ücretin sınırlarında sömürülen, emeğinin karşılığını alamayan bu kuşak, ülkeye ve geleceğe dair inancını kaybediyor.

 Gençliğini bir sınav maratonuna feda eden, ardından niteliksiz amfilerde ömür tüketen bu ülkenin evlatları, nihayetinde mutsuz ve işsiz bireylere dönüştürülüyor.

​YKS sonuçlarının açıklanacağı şu günlerde, sadece kimin nereyi kazandığını konuşmak resmin bütününü görmezden gelmektir.

Bizim artık kazananların listesine değil, bu sistemin kaybettirdiği koca bir neslin geleceğine odaklanmamız gerekiyor.

 Ülkemizin en büyük sermayesi gençliğidir; ve biz o sermayeyi her yıl göz göre göre heba ediyoruz.

Yazar : Murat Koyuncu

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER