Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
MURAT KOYUNCU
MURAT KOYUNCU

Utanmaktan Utanmayacağız

UTANMAKTAN UTANMAYACAĞIZ

​Utanmak kelimesini sözlüklerden çıkarmak, sadece birkaç harfi tarihe gömmek değildir; o kelimenin taşıdığı koca bir ruhu, vicdanı ve insanlığı yok etmektir.

Şimdilerde tam da böyle bir çağın soğuk nefesini ensemizde hissediyoruz.

Hakikatin yerini imajların, samimiyetin yerini ise buz gibi bir maddeciliğin aldığı bu modern panayırda, adeta içinde “utanmak” kelimesi olmayan yeni bir lisan yarattılar.

​Yüzlerin kızarmadığı, gözlerin dürüstlükle yere eğilmediği, yapılan hiçbir haksızlığın, çiğnenen hiçbir değerin kalplerde ufacık bir sızı bile bırakmadığı tuhaf bir dille konuşuyor artık dünya.

Kelimeler mukaddesatını kaybetti, cümleler ise ruhunu.

Sözüm ona daha özgür, daha cüretkâr bir çağ bu …

Görmesini bilene, görmek isteyene kendi yarattığı o çiğ,keskin, rahatsız edici ışıkların altında çırılçıplak kalmış, kutsalını yitirmiş bir çoraklık…

​Oysa bizim hikâyemiz çok başka bir yerde başladı.

Biz, o hoyrat ellerin henüz kirletemediği, kalbin pusula sayıldığı  çokta eski olmayan kadim çağlardan, o eski topraklardan geliyoruz.

​Biz; denizlerin deniz, yağmurların yağmur, aşkların aşk, insanların ise sadece “insan” olduğu o muazzam masumiyet çağından geliyoruz.

​Bizim zamanımızda denizler sadece birer su kütlesi ya da tatil fonu değildi; sonsuzluğun ve arınmanın resmiydi.

Yağmur yağdığında sadece ıslanmazdık; bereketin, rahmetin ve toprağın uyanışının şarkısını dinlerdik.

Aşklar, bugünün hırslı tık tuzaklarına, geçici heveslerine sığmayacak kadar derin, bir o kadar da mahcuptu.

Bir bakışın ağırlığı, bir kelimenin mahremiyeti vardı.

​En önemlisi de insan, insandı.

Hatasıyla, sevabıyla ama en çok da hicabıyla insandı.

Yanlış yaptığında kalbi sıkışan, başkasının acısıyla uykusu kaçan, “ayıp olur” diye durup düşünen insanların dünyasıydı bizim zamanımız.

Utanmak, o çağın zayıflığı değil, en güçlü kalkanıydı.

İnsanı hayvandan ayıran, onu eşref-i mahlukat yapan o gizli mayaydı.

​Bugün yüzümüzü ne yana dönsek, o masumiyet çağının zarif izleriyle, bu yeni lisanın küstah çığlıkları çarpışıyor.

​Eski Çağ: Duruluğun, göz göze gelmenin, mahcubiyetin lisanı.

​Yeni Çağ: Sergilemenin, tüketmenin, pervasızlığın lisanı.

​Şimdi bize dayatılan bu yeni sözlükte “başarı” için her yol mübah, “kazanmak” için her değer feda edilebilir kılınmış durumda.

Utanmayı bilmeyen ekranlar, utanmayı unutan meydanlar, utanmaktan utanan nesiller türetiliyor.

​Ama ne yaparlarsa yapsınlar, içimizdeki o masumiyet çağının tortusunu tamamen silemeyecekler.

Ne zaman kırıcı, yıkıcı hoyrat bir rüzgâr esse, burnumuza o eski yağmurların, mis gibi toprağın kokusu gelecek.

Ne zaman ruhumuz bu yeni lisanın arsızlığından daralsa, denizlerin o eski, mağrur maviliğine sığınacağız.

​Çünkü biz biliyoruz ki; utanmak kelimesini lügatinden silenler ne kadar bağırırsa bağırsın, tarihin ve vicdanın en gür sesi, her zaman o mahcup ve masum insanların sessizliğinde saklı kalacaktır.

Yüzümüzün hâlâ kızarabiliyor olması, bu çürümeye karşı vereceğimiz en asil cevaptır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER