Asgari ücret konuşulurken rakamlar havada uçuşuyor. Yüzdeler, zam oranları, “iyileştirmeler”… Oysa masanın diğer tarafında bir tablo var ki; kira, fatura, pazar filesi ve ayın sonunu getirme çabası. Asgari ücret artık yalnızca bir maaş değil, milyonlarca insan için hayatta kalma hesabı.
Bugün asgari ücretle geçinen biri için lüks; tatil, kültür, hatta birikim değil. Lüks, ayın ortasında cüzdanına bakmadan alışveriş yapabilmek. Lüks, çocuğuna “sonra alırız” dememek. Lüks, ikinci bir iş aramadan uyuyabilmek.
Sorun sadece rakamın düşüklüğü de değil. Asgari ücret, enflasyon karşısında her geçen gün biraz daha eriyor. Sabah alınan zam, akşam market raflarında buharlaşıyor. Maaş artıyor ama hayat pahalılaşıyor; aradaki fark hep emekçinin aleyhine kapanıyor.
Asgari ücret, “en az” geçim ücreti olarak tanımlanıyor ama bugün çoğu zaman geçinememe ücretine dönüşmüş durumda. Üstelik bu ücret, bir istisna olmaktan çıkıp neredeyse standart hâline geldi. Orta gelir dediğimiz kavram sessizce aramızdan çekiliyor.
Unutmamak gerekir: Asgari ücretle geçinen biri yalnızca kendisi için değil, bu ülkenin üretimi, hizmeti ve geleceği için çalışıyor. Bu yüzden mesele sadece ekonomik değil; vicdani, sosyal ve insani bir meseledir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Asgari ücretle yaşamak mümkün mü, yoksa sadece hayatta kalmak mı?
Cevap, istatistiklerde değil; ay sonunu bekleyen insanların mutfağında saklı.


YORUMLAR