CUMHURİYET
29 Ekim geldiğinde bu ülkede yaşayan herkesin yüreğinde bir sıcaklık, bir gurur dalgalanır(dı). Sokaklar bayraklarla donatılır, çocukların ellerinde al bayraklar dalgalanır, bandolar, fener alayları…
7’den 70’e herkes bu büyük coşkunun bir parçası olur(du).
Peki, neydi bu coşkunun ve bağlılığın kaynağı?
Cumhuriyet kelimesi tam olarak neye karşılık gelir?
Cumhuriyet, en yalın tanımıyla egemenliğin, yani yönetim yetkisinin saraylara, padişahlara ya da bir zümreye değil; kayıtsız şartsız millete verilmesidir. Kula kulluğun son bulmasıdır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cümlesi, duvara asılı kuru bir slogan değil, bu ülkenin vatandaşlarına verilen en büyük değerin, en güçlü tapu senedinin ta kendisidir.
Bu bayramın anlamını tam olarak kavrayabilmek için geçmişe, o karanlık ve umutsuz günlere bakmak gerekir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yurdun dört bir yanının işgal edildiği, ordusunun dağıtıldığı, milletin tasfiye edilmek istendiği bir dönemde; Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, “Geldikleri gibi giderler” diyerek yola çıktılar.
Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı” haykırıldı. Kurtuluş Savaşı, sadece askeri bir zafer değildi; bu, onurunu kafes ardında bırakmayı reddeden bir halkın direniş destanıydı. O destan, 29 Ekim 1923’te Meclis kürsüsünden tüm dünyaya haykırılan “Türkiye Devletinin hükümet şekli cumhuriyettir” kararıyla taçlandı.
Atatürk, Cumhuriyet’i tanımlarken en çok “kimsesizlerin kimsesi” ifadesini severdi.
Neden mi? Çünkü Cumhuriyet; çobanlık yapan bir çocuğun, köy okulunda okuyan bir kızın, Anadolu’nun ıssız bir kasabasında hayal kuran bir gencin önündeki tüm duvarları yıktı.
Sınıf farkı gözeten, kulluk sistemini dayatan köhnemiş düzenin yerine; fırsat eşitliğini, liyakati ve bilimi koydu.
Cumhuriyet sayesinde bu ülkede herkes; eşit birer yurttaş olarak eğitim alabilir, meslek sahibi olabilir, ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilirdi.
Padişahın kulu olmaktan çıkıp, “Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit birer evladı” olmak ne büyük bir devrimdi!
Bugün, Cumhuriyet’in ilanının üzerinden koca bir asrı geride bırakırken, bize düşen en büyük görev; bu mirası sadece kutlamak değil, anlamak ve korumaktır.
Cumhuriyeti korumak adına toplumu keskin kamplara bölmek, ya da Cumhuriyeti tarihe gömmek adına değerlerini küçümsemek… Bu iki uç yaklaşım da ülkemize kaybettirdi.
Cumhuriyet; serbest düşüncenin ,din ve vicdan hürriyetinin, kadın haklarının, çağdaş eğitimin, hukukun üstünlüğünün ve barışın güvencesidir.
Onu yaşatmak; aklın ve bilimin ışığında üretmekten, birbirimizi anlamaktan, adaleti ve liyakati her şeyin üstünde tutmaktan geçer.
Yarının mimarları olan çocuklarımıza bırakılacak en güzel hediye, özgürce nefes alabildikleri bu demokratik vatandır.
Ne mutlu bize ki, kökleri bu toprakların derin zaferlerine dayanan, yüzünü hep geleceğe dönen bir Cumhuriyet’in çocuklarıyız.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun; kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve bu vatan için canını feda eden tüm kahramanlara minnetle…

YORUMLAR