Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Fındık Üreticisi Bitti Demeden Bu Hikaye Bitmez

Karadeniz’de fındık üreticisi; kuraklık, kahverengi kokarca tehdidi, düşük taban fiyatlar ve tekelleşen alım politikaları arasında sıkışmış durumda.
Üreticiler, Ordu ve Giresun hattında hem doğayla hem de piyasa baskısıyla mücadele ederken çözümün birlik ve devlet müdahalesi olduğunu vurguluyor.

Karadeniz’de fındık üreticisi; kuraklık, kahverengi kokarca tehdidi, düşük taban fiyatlar

Türkiye’nin dünya lideri olduğu fındık sektöründe sular durulmuyor. Rekolte tahminleri, maliyetlerin altında ezilen taban fiyatlar, uluslararası devlerin piyasa üzerindeki gölgesi; kuraklık, işgalci kokarca (kahverengi kokarca), tekelleşme ve gölge bürokrasi…

“Fındık az oldu, çok oldu, şu fiyata alırız; işinize gelirse” diyorlar. Sanki biz bu toprakların sahibi değil de tekelci firmaların amelesiyiz. Ama unuttukları bir şey var: O fabrikaların çarkları, bizim nasırlı ellerimiz sayesinde dönüyor. Biz ağacı kesersek, o dev makineler pas tutar. Biz vazgeçmiyoruz; fındığımızın onurunu koruyoruz.

Bakınız, piyasada tek bir alıcı hâkimiyeti var. Bu firma, hasat zamanı gelmeden manipülasyonlarla fiyatı baskılıyor. Emanet usulüyle üreticinin elindeki malı ucuza kapatıp, sonra dünya pazarına misliyle satıyor. Rekabet Kurumu ceza kesiyor ama adamların umurunda değil. Bizim emeğimiz üzerinden milyarlarca dolar kazanılırken, Karadenizli üretici borcunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor.

Ordu ve Giresun fındığı son yıllarda adeta “görünmez bir kuşatma” altında. Sahada neler yaşanıyor?

Bizim derdimiz bir değil ki… Eskiden bir zirai don olurdu, “Doğal afet” der, seneye bakardık. Şimdi kuraklık bahçeyi yakıyor; kahverengi kokarca dediğimiz o bela, fındığın içini boşaltıyor. Ama en acısı ne biliyor musunuz? Bu afetler fındığı vurduğunda, yanımızda devletin şefkatini değil, tekelci firmanın “fırsatçılığını” görüyoruz. Bahçede fındık azalınca fiyatın artması gerekir, değil mi? Ama bizde tam tersi oluyor; maliyet artıyor, fiyat baskılanıyor.

Üreticinin Bu Baskıdan Kurtulması İçin Ne Yapılmalı?

Çözüm birlik olmaktan geçiyor. FİSKOBİRLİK gibi yapıların yeniden ayağa kaldırılması, gerçek anlamda üretici dostu bir müdahale alımı yapılması şart. Devletin “TMO alım yapacak” demesi yetmez; o alımın, tekelci firmanın iştahını kesecek bir fiyattan ve hızda yapılması gerekir. Üretici, fındığını mecbur kalıp “emanete” bırakmamalı.

Ordu–Giresun Hattında Sessiz Çığlık:

“Doğa Vuruyor, Bürokrasi Seyrediyor!”

Karadeniz’in dik yamaçlarında fındık sadece bir geçim kaynağı değil, bir yaşam biçimidir. Ancak bugün Ordu ve Giresunlu üretici; bir yanda zirai don ve istilacı türlerle boğuşurken, diğer yanda tekelleşen piyasa düzenine karşı varlık mücadelesi veriyor. İşte o direnişin hikâyesi…

İklim krizi kapıda. Kuraklık ve don artık neredeyse her yıl yaşanıyor. Peki, bu gidişatın sonu nereye varır?

Eğer böyle giderse, “yeşil altın” dediğimiz fındık bahçeleri birer birer sökülecek. Gençler artık köyde durmuyor. Çünkü görüyorlar; babası bahçede canını dişine takıyor ama karşılığında bir “hiç” alıyor. Tekeller istiyor ki üretici bahçeden elini çeksin, topraklar sahipsiz kalsın, onlar da buraları dev çiftliklere çevirsin. Ama tekrar söylüyorum: Bu toprakların asıl sahibi biziz. Biz “bitti” demeden bu tezgâh bozulmaz.

Çözüm İçin İlk Adım Ne Olmalı?

Önce samimiyet! Kokarca için devlet destekli, topyekûn bir mücadele başlatılmalı. Kuraklık ve don için tarım sigortaları (TARSİM), üreticiyi mağdur etmeyecek şekilde güncellenmeli. Ve en önemlisi; Ankara’daki bürokrasi, fındık fiyatını belirlerken tekelci firmanın CEO’sunun ağzına değil, Ordu’nun, Giresun’un köylüsünün gözünün içine bakmalı.

Sencer Solakoğlu gibi isimler “Fındık üretimi 5 yıla bitecek, fındık artık kârlı değil” diyor. Bu “felaket tellallığına” ne diyoruz? Herkes bildiği işi konuşsun. Birileri çıkmış, binlerce yıllık fındık kültürüne ömür biçiyor. Neymiş? Beş yıla bitecekmiş.

O arkadaşa sormak lazım: Hayatında bir kere o sarp fındık bahçesinde ayağın kayıp yuvarlandın mı? Tırnağınla kokarca ayıkladın mı?

Buradan ona ve onun gibi düşünenlere diyoruz ki:
“Sen git danalarına bak!”

Hayvancılık başka bir uzmanlıktır, fındıkçılık başka bir sevdadır. Fındık bizim için sadece bir kâr-zarar tablosu değildir; dedemizden kalan bir mirastır, mezarımızın başındaki gölgedir.

Evet, bürokrasi bizi yoruyor, tekeller bizi boğmaya çalışıyor, iklim vuruyor. Ama “bitti” demek o kadar kolay değil. Karadeniz köylüsü pes etmez. Biz o fındığı sadece satmak için değil, bu toprakların mührü olduğu için topluyoruz. O yüzden kimse masada oturup fındığın cenaze namazını kılmaya kalkmasın. Biz bitti demeden, bu hikâye bitmez!

Bahçenize küsmeyin. Fındık sadece bir tarım ürünü değil, bizim kimliğimizdir. Biz bitti demeden bu üretim bitmez, bu gelenek ölmez. Ama hakkımızı da yedirmeyelim. Sesimizi yükseltelim ki fındığın gerçek sahibinin kim olduğunu anlasınlar.

“Fındık üreticisi bitti demeden, fındık üretimi bitmez.”

Z. Müh. Tarık Arıcan