Sokakta ve Barınakta Yok Olup Giden Hay-Canlar
Türkiye genelinde sokak hayvanlarına yönelik 2024 yılında yürürlüğe giren yeni yasal düzenleme tartışılmaya devam ederken, barınaklardan gelen acı haberler sistemin işleyişindeki çatlakları her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Son olarak, bizzat yaşadığım bir olayı değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Bir sokak köpeği, anne ve yanında 2–3 yaşlarında bir erkek köpek, başka bir mahalleden bırakıldı. Bu süreçte elimden geldiğince baktım. İlçe Belediyesi iki kez anneye ve yavrulara mama desteği sağladı. Ancak asıl teslim alma sürecinden sonra yaşananlar, vicdanımı derinden yaraladı. Günlerce uykusuz kaldım. Çevredeki bazı insanlar ne yazık ki tahammül göstermedi.
Ordu’nun Gölköy ilçesi Birlik Caddesi’nde dünyaya gelen 13 yavrudan 6’sının barınak şartlarında “yok olması” ve annenin ortadan kaybolması, kamuoyunda “topla–hapset” modeli olarak bilinen uygulamanın yarattığı denetim zafiyetini bir kez daha gözler önüne serdi.
Barınak mı, Yok Etme Merkezi mi?
Yeni yasayla birlikte belediyeler üzerindeki “toplama” baskısı artarken, mevcut barınakların fiziksel koşulları ve şeffaflığı ciddi soru işaretleri barındırıyor.
13 yavruyla barınağa giren bir ailenin kısa sürede parçalanması; hijyen eksikliği, hastalıklar ya da denetimsiz personel uygulamaları gibi nedenlerle barınakların artık birer “ölüm barınağı” olarak anılmasına yol açıyor.
Anne Nerede?
Yeni mevzuata göre rehabilite edilen hayvanların takibi zorunluyken, emziren bir annenin yavrularından koparılması ve akıbetinin bilinmemesi açık bir usulsüzlüğe işaret ediyor.
Kayıp Yavrular
Altı yavrunun akıbetinin belirsiz olması, barınaklardaki kayıt sisteminin yetersizliğini ve sivil denetime kapalı yapıyı özetliyor.
Sayılarla Mevcut Durum (2025)
Sokak hayvanları meselesi yalnızca bir vicdan sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir kapasite krizidir:
-
Popülasyon: Türkiye’de yaklaşık 4 milyon sahipsiz köpek olduğu tahmin ediliyor.
-
Kapasite: 1400’e yakın belediyeden sadece 273’ünde barınak bulunuyor. Toplam kapasite yaklaşık 90 bin.
-
Yasal Zorunluluk: Belediyelere barınak kurmaları için 2028’e kadar süre verilmiş olsa da, İçişleri Bakanlığı ve valilikler toplama işlemlerinin hızlandırılması yönünde baskı uyguluyor.
Bu kadar hayvanı toplamak, barınaklara sığdıramamak ve besleyen vatandaşı cezalandırmak çözüm mü? Milyonlarca ton gıdanın israf edildiği bir ülkede kısırlaştırma ve sahiplendirme gerçekten bu kadar mı zor?
Denetimsiz Toplama “Ölüm” Demektir
Barınaklar, hayvanların sahiplendirilinceye kadar sağlıklı koşullarda yaşaması gereken yerlerdir. Ancak annenin kaybolduğu, yavru sayısının azaldığı bir sistem çözüm değil, trajedidir.
Gönüllülerin ve sivil toplum kuruluşlarının barınaklara girişinin kısıtlanması, bu karanlık noktaların aydınlatılmasını engellemektedir.
2025 yılı sonuna kadar sahipli hayvanların çip takılarak kayıt altına alınması zorunlu tutulurken, sokaktaki canların barınaklarda “anonim birer sayı” olarak yok edilmesi toplum vicdanını derinden yaralamaktadır.
Toplamak Çözüm Değil, Yaşatmak Esastır
Yeni yasal düzenlemelerle sokak hayvanlarının barınaklara toplanması bir zorunluluk gibi sunulsa da, barınakların birer “yok oluş merkezine” dönüşmesi kabul edilemez.
Gölköy örneğinde olduğu gibi, bir müdürlüğün “tutanak altına aldık” demesine rağmen sayıların birbirini tutmaması, sistemin ne kadar sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Bir Çağrı: Şeffaflık İstiyoruz!
Bizler, sokaktaki canların yalnızca birer sayı olmadığını biliyoruz. Her birinin bir yaşam hakkı vardır.
Yetkililerden talebimiz:
-
Kayıp yavruların ve annenin akıbetinin somut verilerle açıklanması,
-
Barınak transfer süreçlerinin şeffaf ve sivil denetime açık yürütülmesi,
-
“Temizlik” odaklı değil, “rehabilitasyon ve yaşam” odaklı bir yaklaşımın benimsenmesi.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun merhameti, en savunmasız varlıklarına gösterdiği davranışla ölçülür.
Vicdanlara Sesleniyoruz!
Sokaktaki canları birer “çöp” gibi gören “temizlik işleri” anlayışıyla yapılan her müdahale, yeni trajedilere gebedir.
Uyuşturucu iğnelerle susturulan, barınak kayıtlarında “yok” sayılan her bir canın hesabı sorulmalıdır.
“Uyuşturucu iğneyle susturduğunuz canların çığlığı, toplumun vicdanında yankılanmaya devam edecek!”
