EĞİTİMDE EĞLENCE TUZAĞI
Son yıllarda eğitim camiasının dilinden düşmeyen bir slogan var: “Eğlenerek öğreniyoruz!” Kulağa ne kadar hoş, ne kadar modern ve ne kadar masum geliyor, değil mi? Ancak bu kavramı o kadar yanlış anladık ve o kadar suistimal ettik ki, okullarımızı neredeyse birer “tematik parka” çevirdik.
Gelin, bu pembe bulutların arasından yere inelim ve acı gerçeği konuşalım: Okul bir eğlence merkezi değildir.
Okul mu, Kreş mi? Eğitimde ‘eğlence’ tuzağı(!).
Çocuklarımız öğrenmeyi değil eğlenmeyi seviyor. Şarkılarla,oyunlarla…
Yazmayacak,soru sormayacak,araştırmayacak,çaba sarfetmeyecek… Allah muhafaza öğretmen çok sıkıcı oluverir.
Güldüren öğretmen makbuldür. Öğrencisinin eksiğini tamamlamak için gayret eden,ödev veren,ödev takibi yapan çok sıkıcı…
”Öğrenmiyoruz, sadece vakit öldürüyoruz!”
Yaratıcılık köreliyor.
Kendi kendine öğrenme (otodidaktik) becerisi gelişmiyor.
Okul, bir keşif alanı değil, bir “oyun alanı” haline geliyor.
Çok eğlenmek , çok öğrenme demek olmuyor.
Emek olmadan yemek, terlemeden bilgi olmaz
Eğitimin doğasında “haz” değil, “çaba” vardır. Bir şeyi gerçekten öğrenmek; odaklanmayı, tekrar etmeyi, bazen sıkılmayı ve en önemlisi zihinsel ter dökmeyi gerektirir.
Bugünün dünyasında çocukların her anını “eğlenceli” kılmaya çalışarak onlara en büyük kötülüğü yapıyoruz. Çünkü gerçek hayat, arkada neşeli müziklerin çaldığı bir animasyon filmi değil.
LGS ,AYT ,TYT adı ne olursa olsun bekliyor.
Disiplin bir yük değil, pusuladır.
Ciddiyetin olmadığı yerde bilginin kalıcılığı sığlaşır.
“Disiplini Öldürdük, Adına ‘Eğlenerek Öğrenmek’ Dedik”
Öğrenme süreci, anlık keyifleri erteleyip uzun vadeli hedefe odaklanma becerisini kazandırır.
Her dersi oyunlaştırmak, öğrenciyi “sıkılmaya karşı bağışıklığı olmayan” bir bireye dönüştürür.
Elbette ilkokul seviyesinde oyunun pedagojik bir değeri vardır. Ancak eğitim sisteminin tamamını bir “oyun alanı” gibi kurgulamak, bilginin ağırlığını ve ciddiyetini yok eder.
Matematik formüllerini sadece şarkıyla ezberleyen, zor bir problemi çözmek için gereken o sancılı süreci yaşamayan bir nesil, yarın karmaşık bir krizle karşılaştığında “Bunun oyunu nerede?” diye soracaktır.
Unutmayalım ki: Büyük keşifler kahkahalar eşliğinde değil, laboratuvarlarda, kütüphanelerde dirsek çürüterek ve derin bir sessizlik içinde yapıldı.
Ciddiyet, Bilgiye Duyulan Saygıdır
Öğrenmek bir emektir. Emek ise saygı ister.
Öğretmeni bir “şovmen”,
dersi bir “etkinlik”,
okulu da “vakit geçirme yeri”
olarak gören bir zihniyetten derinlikli bir entelektüel sermaye çıkması mümkün değildir.
Çocuklarımıza öğrenmenin bazen zor, bazen yorucu ama sonucunda elde edilen başarının gurur verici olduğunu öğretmeliyiz.
Eğlenceyi eğitimin amacı haline getirdiğimizde, elimizde sadece “eğlenmiş ama öğrenememiş” kitleler kalır.
Bilgi ciddiyet ister; çünkü bilgi güçtür ve güç, oyun oynarken değil, mücadele ederken kazanılır.
Yazar : Murat Koyuncu

YORUMLAR