Fındıkta Son Hasat mı? Bir Bölgenin Ekonomik Çöküşü
Topraklarımızda yetişen sadece fındık değil; emeğimiz, alın terimiz ve yarınlara dair umutlarımızdı. Ancak bugün, bölgemizin en kıymetli hazinesi olan fındık, üreticisini beslemekten ziyade, yavaş yavaş tüketen bir “gider kalemine” dönüştü. Sahadan gelen veriler, maliyetlerin 200 TL seviyelerine dayandığını gösteriyor. Ekonominin en temel kuralı bellidir: Bir ürünün maliyeti, piyasa değerini aşıyorsa, orada üretim rasyonel değil, ancak bir “fedakarlık” haline gelmiştir.
Görünmeyen Emeğin Gizli Bedeli
Şu an bahçelerde gördüğümüz üretim, işletmecilik mantığıyla değil, birer “aile dayanışması” ile yürüyor. Üretici, kendi emeğini, gecesini gündüzüne kattığı mesaisini hesaplamaya kalksa, aslında çoktan iflas bayrağını çekmiş durumda. Ancak o emeği maliyetten saymadığı için sistem, kendi kendini aldatan bir çarkın üzerinde dönmeye devam ediyor.
Maliyetin Bel Kıran Yükü
Peki, bizi bu çıkmaza ne sürüklüyor?
İşçilik Krizi: Yevmiyeler 2.500 TL tabanından başlıyor. Tırpancısı, ilaççısı derken 5.000 TL’leri bulan rakamlar, tarım işçisinin de geçim sıkıntısını yansıtıyor ancak üreticinin belini doğrultmasına imkan tanımıyor.
İstila ve Hastalık: Sadece gübre ve mazot değil; kokarca istilası, üreticiyi gübreden daha ağır bir ilaçlama maliyetiyle karşı karşıya bıraktı. Üstüne bir de küllenme hastalığı eklenince, yapılan her masraf verim artışına değil, sadece ağacı hayatta tutmaya yetiyor.
Yaşlanan Bahçeler: Uzmanların “bahçeler yaşlandı” uyarısı, meselenin sadece ekonomik değil, yapısal bir kriz olduğunu haykırıyor. Toprak yorgun, ağaçlar yaşlı ve verim her geçen yıl biraz daha düşüyor.
Sürdürülebilirlik Bir Tercih Değil, Zorunluluktur
Bu yıl, marjinal üreticinin üretimden kopuş yılı olabilir. Eğer devlet, fındığı sadece bir ticaret metası olarak görüp kaderine terk ederse, bahçelerin terk edildiğine, toprağın küstüğüne şahit olacağız.
Fındık, bu coğrafyanın sosyolojik omurgasıdır. Bu omurga kırılırsa, sadece bir tarım ürünü değil, bir bölgenin yaşam kültürü de çökecektir. Üreticinin üzerindeki yükü hafifletecek gerçekçi destekler ve modern tarım tekniklerine yönelik acil bir seferberlik olmadan, fındığın “altın” değerindeki günlerini sadece geçmiş anılarda arayacağız.
Artık hesap makinesi üreticinin değil, tarım politikasını belirleyenlerin elinde olmalı. Aksi takdirde, önümüzdeki sezon bahçelerde toplayacak ürün değil, dertleşecek bir avuç insan bile bulamayacağız.
”Son sözü tarlaya, bahçeye, toprağa bırakalım: Bugün fındığı kendi kaderine terk edip ‘üretmesin’ diyenler, yarın o boşalan bahçelerde yükselen yabani otların, sadece toprağın değil, bu toprakta yeşeren bir geleceğin de mezarı olacağını bilmelidir. Fındık üreticisi; sadece bir ürün yetiştirmiyor, bir coğrafyanın onurunu bekçilik ediyor. Eğer bu bekçiyi görevinden uzaklaştırırsanız, yarın o boşalan bahçelerde sadece hatıralarınızın değil, kendi geleceğinizin de kuruduğunu göreceksiniz. Toprak küserse, ekonomi düzelmez; üretici çekilirse, sofranızın tadı geri gelmez.”
Yazar: Tarık Arıcan

YORUMLAR