İBRAHİM
Eskiden ustalar, maharetli elleriyle meşe ağacını oyar, zeytin dalını şekillendirirdi.
Sonra o tahtaya bir yüz çizer, önünde diz çöker, medet umarlardı.
Ne kadar masummuş o zamanın günahları…
Hiç değilse baltayı vurunca kırılan, ateşe atınca kül olan nesnelere taparlardı.
Şimdi öyle değil İbrahim.
Putlar artık tahtadan yapılmıyor.
Artık putlar cebimizde taşıdığımız kağıt banknotların yeşilinde, banka hesaplarının soğuk rakamlarında saklı.
Sayılar büyüdükçe küçülen vicdanların ortasında, paranın kokusuna diz çöküyor insanlık.
Artık putlar, bir hak edenin alnının terini çalıp bir başkasının cebine koyan o görünmez ellerde..
Adaletin belini kıran, yetimin hakkını bir tebessümle sümen altı eden o nüfuz haritalarında.
İnsanlar yeteneklerine, emeklerine değil; arkalarındaki gölgelerin büyüklüğüne tapıyor.
Artık putlar, yüksek binaların en üst katlarındaki makam koltuklarında.
O koltuğa oturunca dünyayı kendi üflediği bir balon sanan, kapısının önünde insanları el pençe divan durduran kibirde.
Makamın derisi eskiyor, ama o koltuğa yapışan ruhlar bir türlü insana dönüşemiyor.
Ve gösteriş…
Belki de çağın en cilalı putu. Yaşamadığı hayatları fotoğraflayan, tatmadığı mutlulukları sergileyen, başkalarının kıskançlığından beslenen biçare bir ruh hali.
İçindeki derin boşluğu, dışarıya taşırdığı şatafatla kapatabileceğini sanan koca bir aldanış.
Eskiden tek bir İbrahim yeterdi bir meydandaki tüm baltasız putları kırmaya.
Şimdi kaç balta lazım İbrahim?
Kalplerin içine kurulmuş bu sarayları, ruhlara kazınmış bu kibri yıkmaya hangi balta yeter?
Tahta putlar kolaydı. Ateşe atardın, biterdi.
Ruhumuza kazıdığımız bu modern putları yakmaya ise ne yangınlar yeter, ne de gözyaşları…
Ne olur bir bak halimize.
Putlar değişti, ama insanın önünde diz çöktüğü o zavallı küçük dünya hiç değişmedi
Baltanı alıp girmene gerek kalmadı artık o devasa mabede, İbrahim. Çünkü bu devrin putları ne meşeden oyuluyor ne de taştan yontuluyor.
Eskiden insanlar elleriyle yaptıkları helvadan putlara tapar, acıkınca yerlerdi. Şimdi ise kendi ellerimizle beslediğimiz o dijital hırslara, o bitmek bilmeyen ego ve vitrin sevdasına ruhumuzu yediriyoruz.
Lüks arabaların direksiyonları, markaların etiketleri, cüzdanın kabarıklığı ya da unvanların ağırlığı…
Kimse bir tahta parçasının önünde diz çökmüyor belki ama kendi yarattığı konforun, gücün ve paranın önünde secde etmekten de geri durmuyor.
Putlar şekil değiştirdi; eti, kemiği ve plastiği giyindi. Üstelik bu defa kurban olarak hayvanları değil; zamanımızı, huzurumuzu ve ahlakımızı istiyorlar bizden.
İşte bu yüzden, baltayı ele alma sırası yine insanda. Ama o baltayı dışarıdaki heykellere değil; zihnimizin içine, nefsimizin o doymak bilmeyen hırslarına vurmak gerekiyor.
Kalbimizi işgal eden, bizi hakikatten ve kul olmanın o mütevazı hafifliğinden uzaklaştıran ne varsa tek tek teşhis etmek gerek.
Putlar artık tahtadan yapılmıyor İbrahim. İçimizdeki o sahte krallıkları yıkacak, “Ben batıp gidenleri sevmem” diyecek o lekesiz inanca ve dik duruşa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
İbrahim
Gönlümü put sanıp kıran kim ?

YORUMLAR