Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Ormanlar Sermaye Değil, Mirastır

ORMANLAR SERMAYE DEĞİL, MİRASTIR: NEDEN ÖZEL SEKTÖRE EMANET EDİLEMEZ? ​Son

ORMANLAR SERMAYE DEĞİL, MİRASTIR: NEDEN ÖZEL SEKTÖRE EMANET EDİLEMEZ?

​Son yıllarda orman alanlarının işletilmesiyle ilgili tartışmalar, doğa koruma ilkeleri ile serbest piyasa mantığının karşı karşıya geldiği kritik bir eşikte duruyor. Bir ormanı sadece “dikili ağaç serveti” olarak gören zihniyet, bu devasa ekosistemin sunduğu hayati hizmetleri görmezden gelmektedir. Peki, bilimsel gerçekler ışığında ormanlar neden şirketlerin insafına bırakılamaz?

​Kâr Hırsı ile “Eternite” (Süreklilik) İlkesinin Çatışması

​Orman mühendisliği biliminin temel taşı “Süreklilik (Eternite)” ilkesidir. Bir orman işletme planı, 100-150 yıllık bir döngüyü kapsar. Oysa özel sektörün doğası gereği refleksleri “çeyrek dönemlik kâr raporları” ve “hızlı geri dönüş” üzerine kuruludur.

​Vahşi İşletmecilik Riski: Şirketler, maliyeti düşürmek için orman tabanına zarar veren ağır iş makineleri kullanabilir veya biyolojik çeşitliliği hiçe sayarak sadece ekonomik değeri yüksek olan tek tip ağaçlandırmaya (monokültür) yönelebilir.

​Genetik Fakirleşme: En kaliteli ağaçların (istikbal ağaçları) hızla kesilip paraya dönüştürülmesi, ormanın genetik mirasını yok ederek geriye zayıf ve hastalıklara dirençsiz bir bitki örtüsü bırakır.

​Görünmez Hizmetler: Su, Hava ve Toprak

​Ormanlar sadece odun deposu değildir; onlar devasa birer **”Ekosistem Hizmet Sağlayıcısı”**dır. Bir şirket ormanı kestiğinde kasasına para girer, ancak toplum şu bedelleri öder:

​Su Rejimi: Ormanlar yağmur suyunu tutarak yeraltı sularını besler. Yanlış müdahale, selleri ve kuraklığı tetikler.

​Erozyon Kontrolü: Ağaç kökleri toprağın koruyucusudur. Orman örtüsü bozulduğunda, tarım arazilerimizi besleyen o verimli üst toprak denize akar.

​Karbon Yutakları: İklim krizi kapımızdayken, ormanların karbon tutma kapasitesi, herhangi bir ticari kâr marjından çok daha hayati bir “kamusal değer”dir.

​Anayasal Bir Güvence: Madde 169

​Hukuk sistemimiz, ormanların sıradan bir gayrimenkul olmadığını bildiği için Anayasa’nın 169. maddesiyle bu alanları koruma altına almıştır. Bu maddeye göre; devlet ormanlarının mülkiyeti devredilemez ve bu alanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez. Bu yasak, ormanın “şahsi mülk” haline gelip parçalanmasını önlemek içindir. Parçalanan bir orman ekosistemi, yaban hayatı için bir açık hava hapishanesine dönüşür.

​Doğa İntikam Almaz, Sadece Yanıt Verir

​Geçmişte dünyanın pek çok yerinde görülen “kullan-at” tipi orman işletmeciliği modelleri; geride kapalılığı bozulmuş, istilacı türlerin (yabani otlar ve çalılar) sardığı, biyoçeşitliliği çökmüş “yeşil çöller” bırakmıştır. Bir kez bozulan doğal dengenin restorasyonu, o ağaçlardan elde edilen kârın onlarca katı maliyet çıkarır.

​Sonuç olarak; ormanlar, tüm canlıların ortak yaşam alanıdır. Bir şirketin hissedarlarına karşı sorumluluğu vardır, ancak devletin ve toplumun gelecek nesillere karşı sorumluluğu vardır. Orman yönetimi; piyasanın değişken koşullarına değil, bilimin ve kamu yararının değişmez ilkelerine emanet edilmelidir.

​Ağaçlar konuşamaz, ama yok olduklarında yarattıkları sessizlik sağır edicidir. Ormanlarımıza sahip çıkalım.