Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
MURAT KOYUNCU
MURAT KOYUNCU

Sınav Haftaları, Eğitim Sistemimizin Hem Kalbi Hem De En Büyük Çıkmazıdır.

SINAV HAFTASI

Sınav haftaları, eğitim sistemimizin hem kalbi hem de en büyük çıkmazıdır.

Bir yanda öğrenilenlerin ölçülmesi gerekliliği, diğer yanda bu sürecin yarattığı devasa psikolojik baskı.

“sadece geçmek için öğrenme” tuzağı bulunur içinde.

​Çoğu öğrenci için sınav haftası: uykusuz geceler ve gereksiz, anlamlandırılamayan “bilgi yüklemesi” demektir.

Anne canavara dönüşür nedensiz(!), baba kükreyen bir aslana (!)çocuklar ise bir o kadar gamsız, vurdumduymaz…

Çıldırmamak elde değil. Evde bir elektrik akımı var ki ölçmek çok zor.

Oysa beyin, bir USB bellek değildir. Kısa süreli belleğe tıkıştırılan bilgiler, sınav kağıdı teslim edildiği an buharlaşır.

Yani en kısa haliyle öğrenme gerçekleşmez.

Sınavı geçer, sınıfı geçer, okulu geçer, koca koca okullardan kocaman diplomalar alır ama öğrenme yoktur.

Sınav, kaygı demektir bazı çocuklarımız için yönetilemeyen. Öyle ki kolunu kanatırcasına kaşımak ,ağlamak demektir.

Bir de buna ortak Sınavlar, senaryolar eklendi… Senaryo 1,senaryo 2,3,4,7 anlamak mümkün değil.

Ortak sınav kavramı ilk bakışta “fırsat eşitliği” ve “objektif ölçme” vaat eden bir mekanizma gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde pedagojik ve bireysel gelişim açısından ciddi çatlaklar barındırır.

Ortak sınavların en büyük çıkmazı, Türkiye’nin her köşesindeki öğrencilerin aynı imkanlara, aynı okul kültürüne ve aynı öğrenme hızına sahip olduğu varsayımıdır. Bırakın Türkiye’yi aynı okulun aynı sınıfının öğrencileri arasında uçurum var.

Sosyo-ekonomik şartları taban tabana zıt olan onlarca öğrenciyi aynı kağıtla yargılamak, adaleti değil, sadece mekanik bir eşitliği temsil eder.

​Gerçek şu ki: müfredat ortak olsa da öğrenme süreci yereldir. Her çocuk özeldir!

Ortak sınavlar, öğretmenin sınıfa özel geliştirdiği yaratıcı öğretim tekniklerini baltalar ve dersi sadece “sınavda çıkacaklar” listesine indirger.

Ortak sınavlar doğası gereği test edilebilir, çoktan seçmeli veya kısa cevaplı alanlara odaklanır ki son yıllarda kısa cevaplı sorularla okulda, çoktan seçmeli sorularla merkezi sınavlarda karşılaşıyoruz. Ancak bir insanın zekası ve yetkinliği sadece bu alanlardan ibaret değildir.

​ Analitik düşünme, eleştirel sorgulama, sanatsal üretim ve iş birliği gibi 21. yüzyıl becerileri ortak sınav formatına sığmaz.

​ Ölçülebilir olanın değerli kılındığı bu sistemde, ölçülemeyen (ancak hayati olan) yetenekler “gereksiz” görülmeye başlanır. Bu durum, eğitim sistemini bir fabrikaya dönüştürür.

Merkezi bir otorite tarafından hazırlanan ve tüm geleceği etkileme potansiyeli taşıyan sınavlar, öğrenciler üzerinde devasa bir psikolojik baskı oluşturur.

​ Sınav, öğrenmenin bir parçası olmaktan çıkıp, öğrenci için bir korku objesine dönüşür.

 “Hata yapma özgürlüğü” olmayan bir ortamda gerçek bir öğrenme gerçekleşmez.

Öğrenciler, konuyu merak ettikleri için değil,  sınavda başarısız olup “etiketlenmemek” için çalışırlar.

Vaat Edilen: Eşitlik ,tüm öğrencilere aynı şansı vermek.

Hakikat: İmkanları kısıtlı olanın dezavantajını tescillemek.

Vaat Edilen: Öğretmen rollü standart bir kalite yakalamak.

Hakikat: Öğretmeni bir “müfredat uygulayıcısına” hapsetmek.

Vaat Edilen: Öğrenci gelişimli bilgiyi ölçmek.

Hakikat: Sadece ezber ve test tekniği becerisini ölçmek.

Vaat Edilen: Eğitim niteliği başarıyı artırmak.

Hakikat: Süreci değil, sonucu kutsallaştırmak.

Bir Çıkış Yolu Mümkün mü?

​Eğitim, sadece sonuçların sayısallaştırıldığı bir veri tabanı değildir. Ortak sınavların yarattığı tahribatı önlemek için şunlar hayati önem taşır:

​ Öğrencinin bir dönem boyunca gösterdiği gelişim, tek bir sınav kağıdından daha değerli görülmelidir.

​ Müfredat ortak kalsa bile, değerlendirme yöntemleri okulun ve bölgenin ihtiyaçlarına göre esnetilebilmelidir.

Portfolyo sunumları, projeler ve sözlü mülakatlar, merkezi sınavların yerini almasa bile en az onlar kadar ağırlığa sahip olmalıdır.

Öğretmeninize güvenin! Resmi makamlar olarak, veliler olarak güvenin. Gereksiz evrak ile boğmayın.

Eğitim, sadece bilgi aktarımı değil; bir ruhun, bir karakterin inşa edilme sürecidir. Bu süreçte sevgi,saygı, güven, temeli sağlam tutan en güçlü harçtır.

Bir öğrenci için öğretmen, sadece ders anlatan biri değil, hayatın karmaşasında yol gösteren bir kutup yıldızıdır. Öğrenci, hata yaptığında yargılanmayacağını, düştüğünde elinden tutulacağını bildiği an gerçek anlamda öğrenmeye başlar.

Başarı gelir geçer, notlar unutulur; ancak bir öğretmenin bıraktığı o sevgi,saygı, güven duygusu, bir ömür boyu insanın karakterinde yaşamaya devam eder.

Eğitimi bir yarışa, okulu bir antrenman sahasına çeviren ortak sınav anlayışı, bireysel farklılıkları yok saymaktadır.

 Gerçek başarı, tüm öğrencileri aynı çizgide toplamak değil, her öğrencinin kendi çizgisinde ne kadar ilerlediğini görebilmektir.

Sınavlar Bir Son Değil, Geri Bildirimdir

​Sınav haftasına bir “yargılanma süreci” olarak bakmayı bırakın.

Sınavlar, hangi konularda eksik olduğunuzu gösteren birer tanı aracıdır.

Gerçek eğitim; sınavdan sonra aklınızda kalanlardır.

Kendinizi sadece kağıt üzerindeki rakamlarla tanımlamayın, ancak o rakamları yükseltmek için gereken disiplinin size hayat boyu lazım olacak bir “irade eğitimi” olduğunu da unutmayın.

​Başarılar dilerim; hem sınavda hem de öğrenme yolculuğunda!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER