BİZİM MAHALLE
Ah ! Nerde o eski günler. Bazen acıydı bazen keder. O tozlu ,taşlı yollar.
Çoğunlukla tek katlı ,bacası tüten, bahçeli evler… Kalorifer yoktu, doğalgazı zaten bilmiyoruz …
Kapılarda kilit olmayan yıllardı o yıllar.
İnsan neden izler ki kırk defa belki daha fazla izlediği o eski Türk filmlerini? Aile dizilerini…Aslında izlediği film yada dizi değildir. Çocukluğudur kimi zaman ,gençliğidir izlediği. O eski fotoğrafta, anıları canlanır da kalbinin atışını hisseder o geçmiş zamanda.
Komşulukların yaşandığı mahallelerdir özlenen. Birlikte yaşamaktır. Zengin ile fakir,okumuş ile cahil aynı yolda yürür,oynar,okula gider,işe gider… Herkes herkesi tanır. Kibir,gösteriş,kendini üstün görme vardır tabide bu kadar mesafeli değildi belki de. Daha samimi, içtendi ilişkiler sanki. Birlikte açılan yufkalar,yenilen yemekler…Yufka yağlayıp mutluluktan uçan çocuklar…
Kim aramaz mahallenin delisini!
Mahalle :dayanışmadır,biz duygusudur,güvendir,okuldur…Kimse kendini yalnız hissetmez.
Atadan kalan mirastır. Değerdir,örftür,gelenek,görenek,terbiyedir.Doğumdur,düğündür, cenazedir. Yaşamın kendisidir. Yaşayandır mahalle. Darda kalan mahallenin sevgi dolu kollarına koşardı.
….
Yeni dünya bu mahalle yaşamını dümdüz etti. Komşuların her biri bir yere dağıldı. O tek katlı,bahçeli evler yok oldu. Bir anda her şey bizi terk etti. Ekonomik durumu iyi olanlar sitelere taşındı,yerlerini köyden kente hızla göç eden fakir,cahil, kolay para kazanacağını sanan ,televizyon ve sosyal medya ile beslenen insanımız aldı. Sosyal sınıf farkları iyice belirginleşti. Tüket tüket ekonomisi,popüler kültür farkına bile varmadan sardı evlerimizi. Ne kendimizi ne çocuklarımızı tanıyamaz olduk.
Yuva yerini apartman dairesine bıraktı.
Sonradan gören bir insan topluluğu türedi hiçte hak etmediği bir kibirle… Şehirler büyüdü,binalar büyüdü …(insanlar küçüldü) Yapay göletler,şelaleler,parklara sahip olduk…Harika selfiler çekebileceğimiz, yapay zekalı telefonlarla, yapay manzaralar yaptık.
Mutlu olduk sandık ,kısa süreli ve yalancı mutlu.
Kuşların bile konmadığı ağaçlarımız var bizim.
Kokmayan çiçeklerimiz var bakmaya doyamadığımız.
Hayat geri dönmez biliyorum ama buda böyle gitmemeli mahalle kültürüne geri dönmeliyiz.
Çok katlı dikey mimarinin yerine daha sade yatay mimariye geri dönmeliyiz. Gerçek ağaçların olduğu, çimenlere basmanın yasak olmadığı , birbirinin ışığını,rüzgarını kesmeyen basit ama ferah,bahçeli mahalleler kurmalıyız.
İnsan doğadan,topraktan.sebzenin meyvenin kokusundan,çimenden,kelebekten,böcekten kopmamalı. İnsan insandan kopmamalı. Çocuklarımız böcekleri tanıyıp eline almalı,çamurdan hayali tasarımlar yapmalı ki hayal gücü gelişsin, güneşte yansın yağmurda ıslansın ki bağışıklık sistemi gelişsin.
Eline civciv almamış, köpek yavrusunu okşamayan ,sevmeyen, insanı nasıl sevsin?
Hayatında gerçek gül kokusunu almamış insan ,güzeli nasıl ayırt etsin.
Renksiz ,kokusuz,hareketsiz,zevksiz sanal site çocukları …
Hissiz,duygusuz,kazan kazan felsefesinde değerleri olmayan yetişkin olacak.

YORUMLAR